İstanbul’a Yakın Günübirlik Yaz Kaçamakları: Akçakoca/Düzce

“Akçakoca’ya gelince denizi göreceksin, sakın şaşırma, E. Şenol” Heheh şu an Orhan Veli’nin kemikleri sızlamış olabilir. Kendisinin Bursa/Gemlik girişinde bir tabelada “Gemlik’e doğru denizi göreceksin, sakın şaşırma” sözü asılı. Gemlik’teki denize değil ama Düzce’den çıktıkça çıkan aktivitelere oldukça şaşırdığımı söyleyebilirim.

Düzce ile ilk tanışmamız Melen Çayı’nda rafting aktivitesi ile olmuştu. Melen Çayı etrafında birkaç rafting şirketi var. Biz bu deneyimi Melenci Rafting ile yaşadık ve oldukça memnun kaldık. Güne açık büfe kahvaltıları ile başladık. Ardından rafting. Buraya tıklayarak detaylı bilgi edinebilirsiniz. Yemeksiz ya da rafting dönüşü öğle yemekli seçenekleri de var. Tehlikeli mi derseniz, hayır değil. Ama kesinlikle keyifli. Hatta bu keyfi arttırmak için isteyenleri bottan düşürüyorlar. Kısacası buz gibi çay suyunda yüzmek de mümkün sayılır.

Bu yaz Düzce’ye tekrar düşürdük yolumuzu. Hatta çok beğenince tekrar tekrar düşürdük. Ancak çok istememize rağmen bir türlü yüzemedik. İlk gittiğimizde yüzebileceğimizi düşünmeden keşif için yola çıkmıştık. Sonrakinde ise öyle şanssız bir gün seçmişiz ki deniz çıldırmıştı, girmek mümkün değildi. Yağmur, fırtına ne varsa bizi buldu. Yine de Akçakoca sahil o kadar güzel ki, sadece Çapa Restoran’da yaptığımız kahvaltı, sahil yürüyüşü ve deniz üstü günbatımı manzaralı kahve keyfi için bile gittiğimize değdi. Kahve için sahil boyunca birçok seçenek var. Biz Kahve Diyarı’nı tercih ettik. Çapa Restoran’ın hemen yanında.

Çapa Restoran 2017 Yaz Sezonu Kahvaltı Fiyatı

 

Nerede Yüzülür?

  1. Ceneviz Kalesi Plajı

Ceneviz Kalesi Plajı bana biraz Kaputaş Plajı’nı andırdı. İkisi de yüksek bir yamacın kucağında sakince uyuyor. Plajda yeme-içme ihtiyaçlarını karşılayabileceğiniz bir işletme de var. İşletme derken cafe diyelim. Duş,WC mevcut. Hatta kamp imkanı da var. Ama çadır sizin mi, onların mı o kısımdan emin değilim. İlgilenirseniz bana yazın, birlikte araştıralım. Su ilk gidişimde bana çok sakin gelmişti. Vay be demiştim, nerede o hırçın bildiğimiz Karadeniz? İkinci gidişimizde anladım ki, tersi pismiş. Kızdırmaya gelmezmiş. Karadeniz’i de Karadenizli’yi de:) İnsanın İstanbul’a bu kadar yakınken Ege’de hissetmesi mucize gibi. Yolunuzu düşürmeye, günübirlik hatta 2-3 günlük kaçamak yapmaya değer.

  1. Kadınlar Plajı

Ceneviz Kalesi’ne gider gibi gidiliyor. Tepenin bir tarafından Kadınlar Plajı’na inilirken, diğer tarafı Ceneviz Kalesi Plajı. Sırt sırta vermişler yani. Plaja kadar inmedim ama çevre düzenlemesi ve imkanların çok başarılı olduğunu söyleyebilirim. Aşağıdaki resimde belediyenin tesisini görebilirsiniz. Mükemmel bir manzara ve herşey düşünülmüş.

 

  1. Akçakoca sahil

Akçakoca merkezdeki sahil boyu beni şaşırtacak derecede güzel düzenlenmişti. Yürüyüş yaptığınız yol boyunca ara ara belediyenin piknik masalarına ve minnak büfelere rastlamak mümkün. Kap termosunu, çekirdeğini gel. Özel plajlardan günübirlik şezlong/şemsiya/kira ücreti ödeyerek faydalanabiliyorsunuz. Halk plajı ve otellerin plajları da seçenek olarak düşünülebilir. Biz kafamıza kahvaltı yaptığımız Çapa Restoran’ı yazdık. Müşterisi olduğunuzda plaj için tekrar ücret almıyorlar.  İmkanları da oldukça temiz. Hayalimiz mükellef kahvaltıları ile güne başlayıp, kitap ve deniz ile devam etmek. Dönüş vakti geldiğinde de balığımızı yer, çayımızı içeriz. Nefis bir plan değil mi sizce de? Aklınızda bulunsun derim.

Çapa Restoran Önündeki Plaj
Kahve Dünyası’ndan Çapa Restoran’a bakış
  1. Yol üstünde sapılabilecek birçok seçenek var:)

Ayrıca yol üstünde sapılabilecek sahiller var. Yazlık bir belde sayılır. Deniz kenarı yazlık sitelerle dolu. Dolayısıyla hepsinin plajı var. Kafanıza yatan bir yer olursa deneyebilirsiniz. Yeni keşiflerin telif hakkını size bırakıyorum.

Kahverengi tabela: Gir! Gir! Gir! Düden Şelalesi      

Yolda olmak üzerine… İşin cefası, sefası, tadı, tuzu yolda gizlidir. Hatta bazen hedefe varmış olmak bile hüzünlendirir. Yolcuyuz, son durağa doğru bazen koşar adım ilerlerken, bazen de zamanda donup kalmak isteyen yolcular. Öyle ya da böyle, bu hayatı yaşayan, paylaşan yolcular. Yol arkadaşı, sen ne güzel bir tabirsin. Yol arkadaşı ile çıkılan yollar, siz de hiç bitmeyin.

Şimdi size bir senaryo çizeceğim. Yoğun geçen bir senenin sonunda yorgunluk atmak ve deniz, kum, güneşin tadını çıkarmak için tam bir haftanız var. Otel rezervasyonları hazır. İstanbul’dan Akdeniz’e gideceksiniz. Peki ya ulaşım? “Sıcakta uzun yol çekemem. Yar bana bir uçak!” diyenlerden misiniz? Ben arabamla tıngır mıngır giderim diyenlerden mi? Ben tatile giderken arabacıyım. Yol hali, yolda olmak, yanında sevdiğinden başka kimsenin olmaması hatta konum takibi haricinde telefonların dahi unutulması, verilen molalar, uyumamak için çabalar, yol kenarındaki sebze-meyveciler, en önemlisi de doya doya sohbet etmelik saatler. Günlük hayatta birbirimizi önemsemeyi ve sohbet etmeyi elbette ki unutmuyoruzdur. Ancak hiçbir şey teknolojisiz ve stressiz bir ortamda geçirilecek saatler kadar konuşturamaz insanı. Bu yüzden ben yolda olmayı çok seviyorum. Her kafamı çevirdiğimde, sevdiğim adamı görmeyi de. Okuyan da normalde ayrı düşüyoruz sanacak. Durum öyle değil ama Türk duygusallığı n’aparsın? Otobüse binince cama yaslanan, uzaklara dalan o puslu gözler, araba yolculuğuna anlam katmasa olmazdı zaten. Hayırdır inşallah yahu! Ne zaman eğlenceli bir içerik yazacak olsam, içimden bir sulu göz çıkıyor. Kendimi bilmesem hamileyim moduna girebilirim, an meselesi.

Acil konuyu toparlamam lazım sanırım:) Yolda olmak güzeldir. Mesela, yolda bir kahverengi tabela görünce anlarsınız ki burası tarihi/turistik bir yer. Ooo dersiniz biz de turistiz. Hemen direksiyonu kırarsınız. Tebrikler, yeni bir keşif daha yaptınız. İnsanlık adına olmasa da, en azından kendi adınıza bir yer daha gördünüz, bir insan daha tanıdınız, ya da belki bir insanlıkla tanıştınız, bir hikaye daha dinlediniz. Kısacası, zaafınız olacaksa kahverengi tabelalara olsun. Bir de yol kenarında meyve satan emekçi köylülere:)

Yer: Düden Şelalesi

Zaman: 2017 yıllık izin dönüş günü

İstikamet: Belek-Kocaeli

Yolda gözler fıldır fıldır nerede ne yesek, yol üstü lezzet durakları nerededir acep diye arama tarama yaparken, bir anda objektiflere kahverengi tabela takılır. Dönüş yolunu belki birkaç saat uzatacaktır. Ancak işin güzelliği buradadır denir ve tabelanın gösterdiği istikamete sapılır.

 

 

Girişte satılan dikenli incirlerin tadına bakıldıktan sonra şelaleye doğru yürümeye başlanır. Ufak bir gözleme evi çarpar göze. Açık hava acıktırmıştır. Akan suyun sesine doyalım denir oturulur. Ispanaklı gözleme var mı? Yok. Mantarlı? Yok. Kıymalı? Yok. Patatesli? Yok. Neyli gözleme var kardeş sen söyle dedikçe ısrar eden bir garson çocuk karşısında çaresiz bildiğimiz bütün gözleme çeşitlerini sayarız. Peynirli? Yok. Yok da yok.. Sonuç: sadece kaşarlı gözleme varmış. Neyse denir. Bu cevaba ulaşmak için verilen çabaya saygıdan gözleme ve çay söylenir. İtiraf etmek gerekir ki gözlemeler beklentiyi karşılamaz. Mide tatmin olmamıştır. Çıkışta bir dondurmacı görülür. Topu her yerde 2TL olan dondurmalar Düden’e özel sadece 5TL dir. 2 top alınmaz da, 1 top alınır. Maksat, tatlı yiyelim, enerji alalım ki uyumayalım. Yol uzun:)

 

Ha Düden mi? Düden’i mi anlatacağımı sandınız? Onu niye ben anlatayım yahu, fotoğraflar anlatsın. Gürül gürül akan şelaleye bakıp huzur duymayan, şelalenin arkasından geçerken serinleyince bir oh çekmeyen yoktur herhalde? 🙂